Yerli ve Milli True Detective: Alef

By

Merhabalar, yine ben. İzniniz olursa değersiz kelimelerim ile kıymetli vakitlerinizden biraz ödünç alacağım. Bildiğiniz üzere Alef geçen hafta cuma günü ilk iki bölümü ile birlikte hayatımıza girdi. An itibari ile üçüncü bölümünü bitirmiş bulunmaktayım. Toplamda sekiz bölümden oluşacak bir dizinin ilk üç bölümünü tüketmiş olmanın verdiği yeterlilik hisse ile dizi hakkında iki üç kelam karalayarak izlemek isteyenlere ufak da olsa bir fikir aşılamak istiyorum.

Hemen konuya gireyim. Alef nasıl bir dizi? Bence iyi değil ama kötü de değil. İyi skalasını neye göre belirlediğinize göre bu soruya vereceğiniz cevap değişecektir. Dizinin çok iyi kotardığı yerler olmasına karşın maalesef zayıf kaldığı yerler da var. Dizi hakkında ilk yorumlar gelmeye başladığında dizinin True Detective ile çok fazla benzer yönü olduğunu okumuştum. Gerçekten de öyleymiş. Dizi iki polis üzerinden katilin yakalanma (veya yakalanama) hikayesini anlatıyor. Bu iki karakter birbirleri ile çok zıt karakterler. Biri homofobik, diğeri değil. Biri İstanbul’da büyümüş, diğeri Londra’da. Biri rakı seviyor, diğeri viski. Biri sanat müziği seviyor, diğeri caz. Birbiri ile çok zıt iki karakteri bir araya getirerek bir cinayet serisini çözmesi son zamanlarda bu tarz polisiye işlerde kullanılan bir yöntem. Alef de bu popüler yöntemi kendince işliyor. Yer yer de başarılı oluyor. Zaten bu tercih dizinin güçlü yönlerinden biri.

Dizinin güçlü yönleri demişken hemen Emin Alper’e değinmek istiyorum. Emin Alper çektiği üç uzun metrajlı film ile auteur yönetmenler seviyesine çıktı. Haliyle Emin Alper online plartformlar için dizi çekiyor dendiğinde oldukça heyecanlanmıştım. Dizinin belki de en iyi yanları yönetmenliği ve görsel yönetmenliği. Emin Alper karışık anlatı tekniklerine girmeden düz ve yormayan bir şekilde hikayesini anlatmayı tercih etmiş. Görsel açıdan da özellikle seçtiği renk paletleri ile oluşturduğu mekanlara aurolar yaratmış. Bu saydığım hususlar güzel çekim teknikleri ve başarılı mekan seçimleri ile de birleşince ortaya oldukça güzel görüntüler çıkıyor. Son olarak dizinin müziklerini başarılı bulduğumu eklemek istiyorum.

Dizinin güzel yanlarını sıraladıktan sonra tat kaçıran yanlarına değinmek istiyorum. İlki oyunculuklar. Özellikle yan roller için seçtikleri oyuncular oldukça başarısız. Dizinin mizahi yükünü bu başarısız karakterler üstüne kurmaya kalkınca haliyle bu yönü de aksamaya başlıyor ve çok tatsız sahneler ortaya çıkıyor. Özellikle bir iki sahnede ben ne izliyorum ya diyorsunuz. Polis karakolunda düzgün rol yapabilen tek bir insan dahi yok. Ahmet Mümtaz Taylan ve Kenan İmirzalıoğlu yer yer güzel sahneler ortaya koyuyorlar. Ancak genele vurduğunuzda çok kasıntı kasıntı kalıyorlar. Melisa Sözen’in karakteri iki üç dakika göründüğü için hakkında fazla yorum yapamıyorum.  İkinci başarısız taraf ise ikili diyaloglar. Bazı diyaloglar o kadar kasıntı o kadar amaçsız ki hikayeye veya anlatıya hiçbir katkısı olmayan boş kelamlar olmanın ötesine gidemiyor. Bu saydığım ufak kusurlar birike birike kar topu oluyor ve ağzınızda tatsız bir tat bırakıyor.

Genel olarak değerlendirecek olursak Alef iyi yönleri de olan kötü yönleri de olan bir dizi. Gelecek bölümlerde kötü olan yanlarını törpülerse iyi bir dizi bile olabilir. Dizi yer yer karanlık sulara bulaşabileceğinin sinyallerini veriyor. Umarım böyle bir risk alırlar. İlk üç bölüme dayanarak böyle bir yazı kaleme aldım. Diğer yazım muhtemelen dizi bittiğinde olur. Diziyi hafta hafta takip etmeye gerek var mı? Bence hayır. Dizi bittiğinde toplu bir şekilde izlemenin daha iyi olacağını düşünüyorum. O yüzden acele etmeyin. Sizin yerine dakikalarını feda eden bir Boyoz var. Siz arkanıza yaslanın ve kendinizi kötü içeriklerden sakının. Ha bu arada moral ve motivasyon olarak modunuzu yüksek tutmaya çalışın. Hayat akmaya devam ediyor. Bugünlerde güçlü olup birbirimize destek olmalıyız. Daha gidilecek çok fazla sahil içilecek çok fazla bira var. Boyoz out.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: