The Office US (2005-2013)

By
Bu yazıyı geçen sene bu diziyi bitirdikten sonraki duygusal ruh haliyle yazmıştım. Ama neden paylaşmadığımı falan hatırlamıyorum, korku herhalde. Bu yazının üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçmiş olmasına rağmen yayınlayayım dedim.
Keşke başlıkta (2005-…) yazsaydı, keşke hiç 2013 yılında bitmeseydi. Bunun olmasını çok isterdim gerçekten. Ama her şeyi yerinde ve tadında bırakmak lazım elbette.
The Office, başlamaya en çok korktuğum dizilerden biriydi. Korkmak demeyelim de türü dolayısıyla başlamaya çekindiğim bir dizi diyelim. Çünkü “mockumentary” türü cidden değişik bir tür. Yalan yok, alışmak hiç kolay olmadı. Ama benim için bir çok diziye alışmak kolay olmamıştı. Bu da bir gerçek. Bu yukarıda yazdığım mockumentary türü de İngilizce’deki “mock” ve “documentary” kelimelerinin birleşmesinden ortaya çıkıyor. Yani alay ve belgesel gibi bir şey. İlk izlemeye kalktığımda dizi karakterleriyle röportaj yapılması olayı bana tuhaf ve sıradışı gelmişti. Zaten başlama kapısından dönme sebeplerimden biri de buydu.
The Office izlerken sizi delicesine utandıran ama bunun yanında size kahkaha attıran bir dizi. Son dönemlerde internet ortamında çok meşhur olan “cringe” kavramının büyük kısımda yaşandığı bir dizi. Cringe kelimesinin anlamı da zaten başkası adına utanmak. Burada izlerken gözlerinizi kapayacak duruma belki de diziyi durduracak duruma bile gelebilirsiniz. Bir ofiste yaşanan olaylar ne kadar ilginç olabilir ki, 9 sezon çekecek ne yapmış bu adamlar diye soruyor insan kendi kendine. Ama The Office çok farklı. İlginç karakterlerden oluşmuş dünyasına birden kapılıyorsunuz. Yaşanan olaylar da çok tuhaf olaylar değil. Gayet sıradan olaylar ama tuhaf karakterler ve başarılı oyunculuklar sizi içine çekiyor. Bir süre sonra otomatiğe bağlayıp izlediğiniz için sabah 8 akşam 5 bir ofiste çalışmak istiyorsunuz. Gayet sıradan ve monoton hayatları olan bu karakterlerin sıkıcı yaşantısına özenecek duruma geliyorsunuz.
The Office, dünya üzerinde en bağlanmamaya eğilimli insan olsanız bile sizi bağlamayı bir şekilde başarıyor. Tabii ki bu tamamen zevk meselesi. Eğer komedi yapımlarından hoşlanmıyorsanız doğal olarak bundan hoşlanmanız pek olası değil. Belki komedi ön planda tutuluyor olabilir ama karakter dramalarını güzel yansıttığı için ek olarak duygusal bir bağ da yapıştırıyor size. Bu bağlar da sizin karakterle daha fazla empati yapmanızı sağlıyor ve duygusuz biri olsanız bile o duyguları yaşamaya mahkum kalıyorsunuz.
Yukarıda bahsettiğim karakter draması, dizinin kendini size sevdirmesinin en büyük sebebi. Ama bu bir komedi olduğundan dolayı karakterler hep iyi karakterler gibi. Hayatları tozpembe gibi. Bunun yanında gerçekçi dramalar ve gerçekçi olaylar zaten sizi çekiyor. Patron Michael Scott muhtemelen en çok güleceğiniz karakter. Patron Scott’u oynayan Steve Carell öyle bir performans sergiliyor ki izlerken tam anlamıyla ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bu sahnede gülsem mi yoksa utansam mı? Yukarıda bahsettiğim realist karakterlere tek istisna olan Dwight karakteri hayatınızda göreceğiniz en sıra dışı karakter. Masumiyetine bayılacağınız Pam, güler yüzlü ama kurnaz Jim ve arkaplanda olduğu halde sizi en ufak hareketleriyle kahkahaya boğabilecek bir sürü karakter. Ciddiyim anlatmak uzun sürer, izlemeniz lazım.
Özet olarak bir komedi dizisi izleyecekseniz, bu diziyi izleyin. Çünkü yazının bu noktasından sonra spoiler içeren yorumlarımı yazacağım. İzlemediyseniz okumanızı önermem.
SPOILER UYARISI
Bu dizi favorilerimden biri haline geldi hatta en çok güldüğüm de dizi oldu. Bunda en çok payı olan karakterlerden biri ise Michael Scott. Bir insan nasıl aynı anda hem uyuz olur hem de kendini çok sevdirir? Gerçekten çok başarılı bir karakter olmuş. İzlediğim 7 sezon boyunca dizideki gülme oranımın %75’i Michael, %15’i Creed ve Kevin, geri kalan %10 da diğerleriydi. Belki Michael Scott gerçekte sizin patronunuz olsa gitmesini isterdiniz, ama diziyi izlerken hiç de öyle olmuyor.
Dürüst olmak gerekirse Michael Scott karakteri tüm diziyi sırtlayan karakterdi. Onun dışında işlenen yan hikayeler de diziyi kusursuz kıldı. Michael diziden ayrıldıktan sonra ciddi anlamda bir tempo düşüşü yaşandı. Otomatiğe bağlamış, 3 sezonu çok kısa sürede izlemişken Michael gider gitmez diziden bir soğukluk gelmeye başladı. Bunun sebebi kesinlikle diğer karakterler olmadı. Tamamen Michael’ın olmaması oldu. Bir karakter, diziye nasıl bu kadar etki edebilir gerçekten şaşırttı. Ayrıca ayrıldığı sahne inanılmaz duygusal ve üzücüydü. Açıkçası bu adamın 7 sezon değil tüm hayatı boyunca yaşadığı bir trajedi var. Tek çocuk büyümüş, tüm hayatı yalnızlıkla geçmiş, sevdiği kadın hamile kalmış fakat çocuk ondan değil ve sperm bankasından. Çok utandırıcı hareketler yapsa da insan içten içten üzüldü ona. Aslında en büyük sadakat da ondaydı. Çalışanlarını arkadaşı olarak gördü, kimse Pam’in sergisine gitmemişken o gitti ve tablosunu satın bile aldı. Aslında tek yapmak istediği bir arada mutluca yaşamaktı ama Michael hep dışlanan bir karakter oldu. İlk sezondan beri kullanmak istediği öğütücüyü kullanmasına izin vermediler gittiği bölümde ki bu daha da üzdü. Aynı zamanda Jim ile olan vedası da cidden gördüğüm en güzel veda sahnelerinden biriydi. Ve tabii ki Pam’e veda edemeden gitmekten korkması da…
Daha fazla Michael üzerinde de durup yazıyı uzatmak istemiyorum ama koskoca finalde yalnızca 2 repliği olması ve çok az görünmesi güzel olmadı. Michael’ın 3 sene içinde ne yaptığını anlatmadılar bile. Yalnızca çocukları olduğunu öğrendik ama o da çok ayaküstü geçiştirildi. Gönül isterdi ki final bölümünde biraz daha aktif olsun da hem eğlenelim hem de 3 sene içinde Holly Flax ile ne yaşadıklarını öğrenelim.
İşte bu ikili. Diziyi daha da eğlenceli hale getiren süper ikili. Dwight ve Jim ezeli rakipler aslında. En azından Dwight için. Aslında ikisi de birbirinin en yakın arkadaşı. Dizi boyunca bunu gördük. Birbirlerine türlü türlü şakalar yaptılar, ama en zor anlarında birbirlerinin yanında oldular. Dwight çok değişik bir karakter. Gerçek hayatta buna benzer bir karakter olabileceğini pek sanmıyorum açıkçası. Jim ise çok uysal ve mülayim bir karakter. Sevdiği kadın için her şeyi riske atabilecek kadar da gözü kara.
Jim ve Dwight arasındaki ufak çaplı şakalardan en meşhuru.
Pam. Gerçek hayatta olamayacak kadar iyi bir karakter. Biraz aptallıkları olsa da Michael’dan sonra en saf ve en temiz insanlardan biri. Bu kızı sevmeden edemiyorsun. İnanılmaz değişik. Tarifi falan yok. Sadece seviyorsun.
Creed. Bu adam dizide en az gözükmesine rağmen en çok güldürenlerden biri. Eğer izlerken bir istatistik tutulsaydı görüldüğü dakika başına en çok güldürme oranı kesin Creed’de olurdu. Yalnızca 5-10 saniyelik sahnelerde bile yaptığı absürtlüklerle güldürüyor. Pardon, Creed değil. William Charles Schneider.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: