The Lost Room (2006)

By

3 ay kadar önce yine Twitter üzerinden bir kişi, bloguma yazdığım yazıları sevdiğini, daha fazla okumak istediğini söylemişti. Yazı yazmayı çok beceremeyen biri olmama rağmen aldığım bu pozitif dönütler beni yazmaya çok teşvik etmişti. O anın hevesiyle bu yazıya başlamıştım ama sonunu getirecek boş vakti veya enerjiyi bulamamıştım. Yine bir gece büyük hevesler sonucunda kaldığım yerden devam etmek istedim.

Dizi ve film severler olarak ikiye ayrıldığımız bu dünyada, ortak noktamız genelde mini diziler oluyor. Uzun değiller, anlatılmak istenen konu daha net anlatılıyor, sonuca daha çabuk ulaşılıyor ve herkes memnun kalıyor.

Benim bugün bahsetmek istediğim yapım iste The Lost Room. Belki bir çoğunuz Peter Krause abimizin bulunduğu yapımları izlemiştir. Kendisi beğendiğim bir oyuncudur. Kadro olarak çok iyi olmadığından süper bir performans beklemeye zaten gerek yok. IMDb’de 3 bölüm diye yazıyor, sitelerde 6 bölüm olarak bulabilirsiniz bunun sebebi de internetteki versiyonların ikiye bölünmüş olmasıdır. 40’ar dakikadan 6 bölüm olarak düşünürseniz sizi sıkmadan keyifle izleyebilirsiniz. Şimdi gelelim bu dizi ne hakkında ve neden izlemeye değermiş. Çünkü konusuyla belki de 2-3 sezonluk bir dizi bile çekilebilirdi.

Daha başlar başlamaz bir koşuşturmayla başlıyor hikayemiz. Bir sürü adam bir kapının etrafında toplanmış, anahtarın işlevini görmek için merakla bekliyor. Baya bildiğin KATLANABİLİR bir kapıyı düz hale getiriyor, anahtarı sokuyor, çeviriyor ve bir ışık. Herkes şok oluyor. Tabi bu nesnenin yani anahtarın, çok önemli bir şey olduğunu daha ilk dakikalardan anlayabiliyoruz ki olay çıkıyor.

the lost room ile ilgili görsel sonucu

Size spoiler vermemek adına çok fazla detayına inmeyeceğim. Kısaca olay şundan ibaret, bu kayıp odanın anahtarı her kilidi açıyor. Kapıyı açtığınızda da sizi kayıp olan bir otel odasına götürüyor. Bu odada istediğinizi yapabilirsiniz ve bildiğiniz dümdüz bir otel odası. Fakat bu odada bir eşyanızı bıraktınız diyelim, odadan çıkıp girdiğinizde oda sıfırlanmış oluyor, yani en başa dönüyor. Tabii böylesine değerli bir nesnenin alıcısı çok oluyor. Çünkü başroldeki polis abimiz kızını bu oda resetlendiğinde kaybederken, bu odanın içinde bulunan başka nesneler (evet hepsinin farklı farklı özellikleri var) tehlikeli insanlar tarafından tutuluyor. Amaçları da bütün nesneleri toplamak.

Çok fazla detaya girmeden üstünkörü bir şekilde size bu minik diziyi anlatmak istedim. Belki benim gibi mini dizileri izlemekten hoşlanan çok fazla insanlar vardır. The Lost Room, gerçekten de harcadığınız zamandan pişman olmayacağınız bir yapım.

Final bölümü benim için epeyce tartışmalı, böylesine bir konuya apar topar bir final yapıldığına inanıyorum. Ama buna rağmen bende bıraktığı iz bambaşkaydı çünkü farkına varıyorum ki ben bu diziyi tam olarak 6 sene evvel izlemişim. Ona rağmen epeyce iyi hatırlamışım. Belki şu anki aklımla izlesem o kadar da beğenmem.

Benden bir 8/10 çalışır.

Eğer izlerseniz iyi seyirler 🙂

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: