The Blacklist İncelemesi

By

Eski tarz dizileri hatırlıyor musunuz? Bölümlerin haftalık olarak çıktığı, her bölümde bir mini olayın olduğu ama bir de genel hikayesi olan diziler. Bu tarz dizi yapmaktan gittikçe uzaklaşıldı, sebebi de gayet anlaşılır: İnsanlar her hafta bölüm beklemek istemiyordu. Fakat neden tek bir hikayenin tek sezonda anlatılıp bitirildiği diziler popülerleşti anlamış değilim. Birden fazla hikayenin olduğu, karakter etkileşimlerinin bol bol yapıldığı ve sıfırdan başlayarak gittikçe büyüyen bir hikayenin yaşandığı dizileri çok seviyorum. Blacklist de öyle bir dizi. Bu devirde bile her hafta heyecanla beklediğim ve kendimden bir parçaymış gibi hissettiğim bu dizi kıyıda köşede kalmış bir mücevher resmen. Neymiş bu diziyi bu kadar özel kılan ben de bileyim diye merak ederseniz, The Blacklist övme vagonuna hoş geldiniz!

Öncelikle dizinin oldukça basit ve özgün bir konusu var. Amerika’nın en çok aranan suçlusu parkta yürüyüşe çıkmış edasıyla FBI binasına geliyor ve bir anda teslim oluyor. Tabii yetkililer çok şaşırıyor ve şüpheleniyor. Yüksek güvenlikli bir kutuya kapatıyorlar. Karizmatik ve rahat suçlumuz da hiçbir şey yokmuş gibi “Size suçluları yakalamanızda yardım edeceğim ama tek bir şartla” diyor. Olaylar buradan sonra derinleşmeye başlıyor işte. Tek şart dediği şey sadece Elizabeth Keen’e konuşmak. Elizabeth Keen de FBI’da o gün işe başlayacak olan taze bir ajan. Dizinin daha ilk bölümden verdiği bu gizem sezonlar boyu sürüyor. En çok aranan suçlu neden bir anda teslim oldu? Neden sadece Elizabeth Keen’e konuşacak? Elizabeth Keen kim? Gibi sorularla devam ediyor dizi. Bu sorulara cevap vermediği gibi üstüne birsürü yeni soru da ekliyor. Sezonlar boyunca gizem unsurunu çok başarılı bir şekilde koruyor. Sadece temel hikaye üzerinden devam etmeyip bir de her bölüme mini bir hikaye sıkıştırılıyor. Bu mini hikayeler de çok iyi yazılmış. Teslim olan suçlumuz Raymond Reddington, FBI’a; “Küçük suçlar üzerinde uğraşıyorsunuz, size vereceğim suçluların varlığından bile haberiniz yok.” diyerek bu mini hikayelerin de temelini atıyor. Diziyi özel kılan şeyler bunlardan ibaret değil, biraz daha derine inelim.

The Blacklist, düz bir polisiye dizisinden öte kalbe dokunan bir dizi. Silahlar patlıyor, gizemler çözülüyor, kavgalar ediliyor ama ne yapıp edip en sonda izleyicinin duygularına hitap edebiliyor. Bu benim için çok önemli çünkü saf aksiyon izlemek veya saf polisiye izlemek istesem çok fazla seçeneğim var. The Blacklist kendini temiz bir şekilde türlerinden ayırıyor. Dizilerde karakter yaratmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum ve bu dizinin karakterleri özenle yaratılmış. En önemsiz gözüken karakterin bile bir arka plan hikayesini işliyor, karakterler arası dramayı ana hikayeye bağlayabiliyor. Dizinin temelinde suç teması yatıyor evet fakat temaya bağlı kalmayıp duyguya çok önem veriyor. Mini hikayelerdeki karakterlere bile bir duygu yükleyip o karakterle bağ kurmamızı sağlayabiliyor. Mesela ben diziyi izlerken suç kavramını çok düşündüm. Karakterlere evet suç işledi ama… diye yaklaştım çoğu defa. Dizi bu konuda izleyicinin düşünmesini ve kafa yormasını bariz şekilde istiyor. Bazen FBI eleştiriyor mesela bu çok mühim. Kısacası dizi hem kalbe hem akla çok güzel bir şekilde dokunuyor.

Diziyi övmeye ara verip biraz da başrolü övmek istiyorum. Ben iyi oyuncu ve kötü oyuncu ayrımını yapamıyordum. Yani anlayamıyordum bir oyuncu nasıl rol yaparsa iyi olur? James Spader’ı izleyene kadar… Başrol karakterimiz Raymond Reddington’ın kendine has bir kişiliği var. Aşırı karizmatik, yüksek özgüvenli, zeki, güçlü, kararlı vs. James Spader, karakteri öyle bir oynuyor ki yürüyüşü, bakışları, konuşması, mimikleri her şeyiyle beni kendisine hayran bırakıyor. Raymond Reddington zaten mükemmel bir karakter, James Spader da bu karakteri büyüleyici şekilde oynuyor. The Blacklist uzun bir dizi. Hem fazla sezonu var hem de fazla bölümü bu yüzden normal olarak bazen sıkabiliyor. Bu durumda da James Spader tek başına sırtlanıyor diziyi. Sadece onu izlemek bile çok büyük keyif.

Yaz uzun. Hava çok sıcak. Evden dışarı çıkmak zor. Bu günleri The Blacklist izleyerek harika bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Şiddetle tavsiye ediyoruz bize güvenin. Dizi henüz final yapmadı, sezon finali yaptı geçtiğimiz günlerde. Yeni sezonun çıkmasına daha çok var. Bu kadar fazla bölümü nasıl bitirebilirim ki diye korkmadan bu müthiş hikayeye girin, kendinizi kaptıracaksınız zaten. Bir de unutmadan dizinin müzik seçimleri harika, bana sunduğu güzelliklerin dışında birçok güzel müziği keşfetmemi de sağladı. İyi ki varsın Blacklist…

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: