Stranger Things vs Dark, Hangisi Daha İyi?

By

Bu türdeki ilk yazım olan Friends vs How I Met Your Mother yazısı oldukça ilgi çekmişti ve olumlu dönütler getirmişti. Devamlı hale getirmek istediğim bu karşılaştırma türüne de son dönemin iki bomba Netflix dizisi Dark ve Stranger Things’i getireyim dedim.

2016’nın yaz aylarında yayına giren Stranger Things, yayınlandığı andan itibaren bütün dünyayı kasıp kavurmuştu. Benim gibi çoğu şeye önyargılı yaklaşan insanları bile ekran başına kitleyip diziyi izlettirmişti. Hatta, ilk sezon çıktığında kardeşime de izleteceğim ayağına bir defa daha baştan bile izlemiştim. Benim yalnızca çok beğendiğim dizileri baştan izlediğimi düşünürsek, Stranger Things ilk sezon özelinde benden geçer notun çok üstünde not almıştı. Sonraki sezonlar hakkındaki fikirlerimden sonra bahsetmem daha iyi olur…

Öte yandan Dark ise 2017’nin sonu, 2018’in başında sessiz sedasız çıkmıştı. Amerikan Netflix hesaplarından -yanılmıyorsam eğer- neredeyse hiç reklamı dahi yapılmadı. Netflix’in çok da popüler olmadığı ülkelerde elbette reklamı epeyce yapılmıştı. Ama Dark’ı da Stranger Things’e benzetmişlerdi. Yayın tarihlerinin arasında uzun bir zaman olması ise Stranger Things hayranlarının da elini çok güçlendiriyordu. Peki… Bu iki diziyi karşılaştırmak adil mi? Aralarında benzerlik var mı? Peki hangisi daha iyi?

Stranger Things’i bu kadar popüler ve sevilen bir yapım haline getiren en büyük şeylerden biri, yapımcıların 80’lerdeki Amerika’yı ekranlara çok iyi taşımasıydı. Yani biz 80’de orada yaşamadığımız halde çok iyi bir anlatım yaptığını anlayabiliyorduk. Dönemin filmleri, dizileri, kitapları (Stephen King havası sezmek baya mümkün) harmanlayıp bir dizi haline getirmişler gibiydi. Ayrıca bütün kitlelere de hitap edebilecek bir konusu ve işleyişi vardı. Bana kalırsa bu kısım en önemlisi. Yani aşırı asosyal olan, aşırı sosyal olan, erkek, kadın, yaşlı, genç, bir şekilde kendinden parçayı bulabiliyordu dizide. Bir defa çocuk oyuncuları kullanmak, ekstradan bir ilgi ve sempati toplamıştı. Özellikle iyi oynayabilen çocuk oyuncular olduğu için. Bu çocukların arasındaki bağ, çocuksu hava, bas bas bağıran Hollywood klişeleri (ilk sezonda gerçekten rahatsız etmiyordu) diziyi sempatik hale getiriyordu. Tabii nitekim mutlu sona ulaşan, klasik bir Hollywood yapımı olunca -reklamlardan bahsetmek istemiyorum bile- çok fazla ilgi çekmişti.

Tabii bu karşılaştırmayı yapmadan önce Stranger Things’in ana konusunun ortadan kaybolan bir çocuk, yanıp sönen ışıklar, küçük bir kasaba, birden bire ortaya çıkan küçük bir kız, psişik güçler olduğunu aklımızda tutmamız lazım. Bir de D&D’deki karakterden esinlenip çocukların Demogorgon adını taktığı bir yaratık var.

Peki… Gelelim Netflix’in güncel olan en iyi yapımına. Yani Dark’a. Evet bunu çok rahatlıkla söyleyebiliyorum çünkü Netflix içeriklerinin son yıllarda yavanlaştığını ve tekdüze olmaya başladığını düşünürsek Dark aralarında sıyrılıp giden bir cevher gibi. Çoğu insan dili Almanca olduğu için izlemeye korkuyor. Ama içeriğinin, anlattığı konunun, işleyişinin acayip derecede profesyonelce olduğunu söylemeden geçersem bu şahesere bir ayıp etmiş olurum.

Dark, ilk çıktığında dediğim gibi oldukça sessiz sedasız çıkmıştı. Ben diziyi çıktığı gün izlediğimde IMDb’de 5 puanda falan gözüküyordu. Aldırış etmeyip izledikten sonra insanların da puan verdiğini görüp, sonrasında yükseldiği 8,7 puanını hak ettiğini kendimce doğrulamıştım. İlk bölümde küçük bir kasabada, yine ufak bir çocuğun kaybolduğu, arada sırada ışıkların gidip geldiği ve 86 yılını gördüğümüzde gerçekten “ulan harbiden stranger things çakması mı acaba” diye içinizden geçirmeniz çok normal. Ama bunun Stranger Things’den çakma değil de daha çok klişeleşmiş ve aklımıza oturmuş çoğunlukla Stephen King’in yazmış olduğu hikayelere benzediğini kabul etmek lazım. 80’li yıllardaki gizli laboratuvar araştırmalarını iki dizide de görebiliyoruz. Zaten soğuk savaş dönemini konu aldığı için, hem nükleer santraller hem de gizli devlet çalışmaları o dönemin komplo teorilerinden biriydi.

Dark’ı, Stranger Things’den ayıran en büyük etken dizinin karanlık havası. Stranger Things gibi daha çocuksu bir havası yok. İlk andan itibaren sinematografi ve müziklerle o gerilimi hissetmeye başlıyorsunuz. İlk dakikadan itibaren gizem unsurunu araya kattıkları için de ekrana kilitlenirken hem merak ediyorsunuz hem de geriliyorsunuz. Dark’ın en büyük özelliklerinden biri ise diziyi izlerken kendi kendinize teoriler üretmeniz. Yani, bölüm bittiğinde “acaba sonraki bölümde şöyle mi olacak?” diye sorgularken izlemeye devam etmeye başlıyorsunuz.

Alman dizisi, eğer zamanında Lost gibi hafta hafta yayınlanmış olsaydı ve Amerikan dizisi olsaydı -bunu çok sık söyledim ama gerçekten öyle- muhtemelen daha fazla ilgi görecekti. En azından dünya genelinde. Özellikle bölümler, konular, karakterler hakkında teori kurmaya müsait olması bizi forumlarda bunları tartışmaya itebilirdi. Gerçi, sezon finalleri sonrasında bunları yine yapıyoruz ama bölüm bölüm beklemek çok daha zevkli olurdu, buna çok eminim.

Stranger Things Artıları:

  • İzlemesi çok kolay, kafa yormaya gerek yok.
  • Karakterleri sevmesi daha kolay. Sülalecek izlenebilecek bir basitlikte konusu var.
  • Karakterler çoğunlukla eğlenceli. İzlerken kendinizi kısa bir süre çocuk gibi hissedebilirsiniz.

  • Stranger Things Eksileri:

  • Konu olarak ilgi çekici bir giriş yapmış olsalar da çok sıkıcı bir hal alıyor.
  • Sezonlarda formül uygulandığı çok belli. İlk 3 bölüm olaylar gelişmeye başlar, 2-3 farklı karakter grubu birbirinden bağımsız ve habersiz aynı amaç uğruna hareket eder, son 2-3 bölüm hareketli olur, birkaç aksiyon sahnesi ve mutlu son.
  • Duygusal karakter ilişkilerini çok sık işlemeleri.
  • Acayip derecede Hollywood klişeleri kullanılması. Üçüncü dakikadan her şeyi tahmin edebiliyorsunuz.
  • İzleyiciyi akıllı hissettirmeye çalışılması. Bu elbette hiçbir yazarlık yeteneği gerektirmiyor.

  • Dark Artıları:

  • Atmosfer, ambiyans, oyunculuklar, sinematografi, müzikler her şey şahane. Temel olarak 3 farklı dönemde geçtiğini düşünürsek Almanya’nın geçmişteki dönemleri çok başarılı bir şekilde aktarılmış. Avrupa halkının o soğukluğu yüzlerinden okunuyor.
  • İzleyicinin aklıyla biraz oynaması. İzleyiciyi biraz olsun aptal hissettirmek, bana kalırsa yazarlık başarısıdır. Çünkü sezon sonunda neler olacağını kestiremediğiniz diziler genellikle senaryo açısından daha sağlam oluyor.
  • Döngülerin ve paradoksların çok zekice işlenmesi.
  • Spesifik bir formülle ilerlememesi. Fazla klişe de olmadığı için izlerken daha “olgun” bir yapım izlediğinizi fark edebiliyorsunuz.

  • Dark Eksileri:

  • Paradoksları işlemeleri çok zekice olsa da bazen kimin ne olduğunu çorba etmeleri uyuz edebiliyor.
  • Paradoksların bazı mantık hataları.
  • Konuyu çok sık dağıtmaları. İzleyicinin ilgisini devamlı başka yerlere çekmeye çalışmaları bazen konuyu dağıtabiliyor.
  • Sezonları bitiriş şekilleri. En nefret ettiğim şey olabilir. İki sezonu da en heyecanlı ve önemli noktada kestiler. Ölümlü dünyadayız yani, bari bu kadar ucu açık bırakmasaydınız.

  • Çok detaya inmeden, üstünkörü bir şekilde iki diziyi karşılaştırdığımızda böyle bir sonuçla karşılaşıyoruz. Stranger Things, daha genel kitleye hitap ettiği için yapımcılar açısından biraz daha para kaynağı olarak görülüyor. Dark, biraz daha yetişkin kitleye hitap ettiği için izleyen sayısı bir nebze daha az. Özellikle gizem ve gerilim seven insanların hayatları boyunca favorileri arasında tutabileceği bir dizi. Şahsen, bana Almanca’yı sevdirtti.

    Adet yerini bulsun, puanlama yapalım:
    Stranger Things: 8/10
    Dark: 9/10

    Leave a Comment

    Your email address will not be published.

    You may also like

    %d blogcu bunu beğendi: