Stranger Things 3. Sezon İnceleme

By

İlk çıktığı andan hepimizin bayıla bayıla seyrettiği Stranger Things, yine özel bir günde yayına girdi. Geçen sefer Halloween ile yayınladıkları yeni sezonu bu defa ABD için önemli bir gün olan 4 Temmuz tarihinde yayına soktular. Çıktığı andan itibaren bütün dünyada çok kısa bir sürede popüler olmayı başarmıştı. Bu popülerliğin hızlanmasındaki en büyük sebeplerden birinin çocuk oyuncular olduğu bir gerçekti. Aynı zamanda klişeleşmiş 80’li yıllarda geçen ve küçük bir Amerikan kasabasını içerdiği için insanları ekrana çok daha çabuk kilitlemişti. Hemen hemen her yaştan, her kitlenin kendi hoşlandığı öğeleri içeriyordu. D&D oynanması, popüler inek çatışması yaşanan bir okul, küçük olduğu için herkesin birbirini tanıdığı ve iç içe geçmiş bir kasaba… Bunlardan bahsettim çünkü üçüncü sezon hakkında bir şeyler söylerken bunları kullanacağım. Çünkü bana kalırsa bu dizi tek sezonda tamamlanıp bir efsane olarak hafızamıza kazınmalıydı. Muhtemelen bu saatten sonra yalnızca hafızalarımızda dönemin en popüler ve izlemesi keyifli olan dizilerinden biri olarak kalacak.

Yazının bu bölümüne geçmeden önce diziyi izlemediyseniz okumanızı önermeyeceğimi söylemem gerek. Çünkü bu satırdan itibaren anlattığım ve bahsettiğim her şey spoiler içermekte.

İlk sezonda bize verilen o mükemmel gerilim ve gizem öğeleri aslında bakacak olursanız 2 ve 3. sezonda oldukça azaldı. Azalması oldukça normal ancak hikaye anlatıcılığı 3. sezonda biraz daha zayıflamış gibiydi. 2. sezonda gördüğümüz Eleven’ın diğer versiyonları (yani versiyon demek daha mantıklı olur herhalde) bu sezonda hiç yoktu. Aslında diğerlerini görmemiş olmamız birkaç sezon daha izleyebileceğimizin habercisi olabilir. Tabii çocukların da artık büyüyüp daha ergen olmaları, hem davranış hem de görüntü olarak eskisi kadar sevimli olmamaları (maalesef) ilk sezondaki o havadan biraz daha uzaklaştırmış. Bir değinmem gereken konu ise klişeler. Çünkü ilk sezonda herkesin hemfikir olduğu bir konu vardı o da Hollywood’un kalıplaşmış klişelerini çok iyi işledikleri için kimsenin gözüne batmıyordu. Ama bu sezon o sınır biraz fazla aşılmış hatta itici olmaya başlamış demek yanlış olmaz.

Öncelikle bütün karakterler arasında romantik ilişkiler kurulmaya çalışması göze batan ilk konu oldu. Billy ile Will’in annesinin yakınlaşabilecek olması zaten ihtimaller arasındaydı. Eleven ve Mike olayını bir nebze daha ileri taşımışlar. Max ve Lucas, Dustin ve uzaktaki sevgilisi Suzie, Hopper ve Joyce, Nancy ve Jonathan… Vallahi yazarken yoruldum. Bir de Steve ve Robin var. Elbette, çocukların ergenlik döneminde artan duygusal ilişkiyi anlatmaya çalışmışlar. Ama böyle bir dizinin yaklaşık 3-4 bölümünde devamlı olarak ergen kız-erkek kavgası, tripleri izlemek zorunda kalmamız hoş değildi. Ayrıca Nancy ve Jonathan’ın “otoriteye başkaldırıp” haber peşine düşmeleri, Joyce ve Hopper’ın liseli gibi gözüken saçma ilişkisi… Bana en çok batan gerçekten Joyce ve Hopper’ın ilişkisi oldu. Ulan kaç yaşında insanlarsınız, neden 15 yaşında çocuk gibi davranıyorsunuz birbirinize?

Hikayenin 3 farklı koldan ilerleyip ortada buluşuyor olması fena bir fikir değil. Farklı karakterleri ve hikayeleri kullanmak için iyi bir yöntem olduğunu söylemek gerek. Fakat yazarların elindeki malzemenin artık zayıflamış olduğunu söylemek gerek. İkinci sezonda kapatmaya çalıştıkları kapı, bu sezon Ruslar tarafından açılıyor. Bak, kapının Rus bilimcileri tarafından geri açılması demişken klişeler kuşağında bundan bahsetmeyi unutmuşum. 4 Temmuz’da yayına giren Stranger Things’in yine Rusları şeytan gibi gösterip Amerika’yı kahraman olarak gösterdiğini de hatırlatalım. 10 yaşındaki Erica’nın kapitalizmi öven konuşmaları falan… Gerçekten geçelim bunları artık sayın Duffer Brothers. Gerçekten gelecek nesillere hala Hollywood’un eskimiş bilinçaltı mesajlarını aktarmaya gerek var mı?

Konumuza geri dönecek olursak kapının tekrardan açılması bana kalırsa hikaye anlamında kısır bir döngü oluşturmuş. Koca bir sezon farklı bir şey izlemedik aslında. Kapı Ruskiler tarafından açıldığında manyetik alan bozuldu, mıknatıslar çalışmamaya başladı o canavar geri döndü, Will bunu hissetti vs vs… Yaratık tekrardan Eleven’ı ele geçirmeye çalıştı, çocukların hepsi 200 IQ ile harika planlar yaptı. Havai fişek fikri güzel olsa da aynı formülü kullanarak diziyi önümüze sunmuşlar. İzlerken her ne kadar çok sıkmasa da (ilk 5 bölümü gerçekten aralıklarla izledim) son 3 bölümde ivme daha hızlıydı.

Jim and Joyce

Aslında diziyi bitirdiğimde aklımda çok daha fazla şey vardı ama yazmaya başladıkça çok daha değişik noktalara takıldığımı da fark ettim. Üçüncü sezon başladığından beri Hopper ve Joyce’un pastanede muhallebi yemeli aşkı göze çok batmıştı. Hopper’ın öleceği gerçekten barizdi. Eleven ile artık iyice kuvvetleşen baba-kız ilişkisi, Joyce’u yıllardır tavlayamaması, artık tam tavladığı anlaşıldığında durum olarak çok kötü bir yerlerde olmaları… Ama bu diziye “iyi” karakter ölümü lazımdı. Hopper oldukça iyi bir karakterdi ama umarım dördüncü sezonda geri döndürmek gibi bir hata yapmazlar.

Olumlu Noktalar:

  • Çocukların oyunculuk performansı gerçekten iyi (Will hariç)
  • İzleyiciyi yine bir şekilde ekrana bağlamayı başarmışlar
  • Robin karakteri farklı bir hava katmış, katılmasına sevindiğim bir karakter oldu
  • Bir tane karakter ölümü lazımdı, eğer bu sezon da ölmeseydi çok daha sinirlenirdim

Olumsuz Noktalar:

  • Aynı döngüde hikaye anlatımı mikrodalgada ısıtılan ılık bir yemek havası veriyor
  • Hollywood tipi sahnelerin çokluğu bu defa çok daha fazla göze çarptı. Rus tesisine girip çıkmalarının bu kadar kolay oluşu, çocukların her şeyi bu kadar çabuk sökmesi, abartılı dövüş sahneleri (Cüneyt Arkın filmi gibiydi bazı sahneler), zaten cılkı çıkmış klişe ilişkilerden yukarıda da bahsetmiştim
  • Çehov’un “duvarda asılı silah oyunun sonunda patlar” kuralını bu kadar uygulamaya gerek var mıydı bilmiyorum. Artık biraz daha sınırların dışına çıkmalılar. İlk bölümde bahsedilen Suzie’nin onları en kritik anda kurtarması…
  • Bu kasabada herkes birbirinden bihaber mi? Bu analar babalar çocuklarını hiç merak etmiyor mu? Fuarda Joyce, Mike’nin annesine çocuğu soruyor, haberleri yok. Ulan böyle saçma şey mi olur millet kaç gün ortadan kayıp, merak eden yok.
  • Normalde çok rahatsız olmam ama ürün yerleştirme bu defa biraz gözüme fazla battı nedense.
  • Dizide LGBT mensubu karakter yoktu, böyle olmaz uyarısı almış olmalılar ki yeni katılan Robin karakterimiz lezbiyen çıktı. Yani olsun tabii, olmasın diyen yok ama gerçekten araya sıkıştırmadan yapamıyor musunuz yahu? Will’i de aseksüel falan yapacaklar muhtemelen.
  • Orada insanlar ölüm döşeğindeyken telsizde romantik şarkı söylemeler, sapanla yaratığa saldırma, tamamen fan sevindirmek için yapılmış olan sahneler.

Aslında olumsuz noktaları daha fazla arttırabilirdim ama çok fazla olumsuz yaklaşmak da istemiyorum.

Genel olarak kötü bir sezon diyemem ama iyi bir sezondu da diyemem. Son 3 bölüm tempo olarak daha yüksek olmasa muhtemelen çok düşük bir puan verirdim. Geçmişte bayılarak izlediğim (1. sezon çıktığında iki defa izlemiştim ki bunu çok yapmam) bu harikulade dizinin bu sezonu biraz hayal kırıklığı yaşattı. Benim bu sezona puanım 7.9/10

2 Comments
  1. LadyGodot 3 sene ago
    Reply

    Hemen hemen aynı şeyleri düşünüyoruz, Will’in oyunculuğu dışında. İlk iki sezon gayet iyiydi, bu sezon diğer karakterlere ve gereksiz aşk ilişkilerine yer verdikleri için Will sönük kalmış hatta yok saymışlar karakteri bana göre. Ailelerin çocukları hiç merak etmemeleri benim de gözüme çok battı. Daha bir sezon daha var ki nasıl farklı bir konu işleyecekler bilemiyorum. Ama dizi bu sezon benim için düşüşe geçti bariz bir şekilde.

  2. R. 3 sene ago
    Reply

    Son bölümün sonuna kadar izlediniz mi bilmiyorum ama rusların ‘hayır amerikalı değil’ diye bahsettikleri zindanda büyük ihtimalle hopper var yani ruslar kaçırmış öldüğünü sanmıyorum

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: