Sosyal Kusuş (Kişisel bir iç döküş)

By

Merhaba. Karantinadan herkese selamlar. Bu bir eleştiri veya inceleme olmayacak. Aslında The Road filminin incelemesini veyahut virüsten kurtulduktan sonraki sosyal hayata dair bir şeyler gevelemek istiyordum ama ruh halim beni bu yazıyı yazmaya sürükledi. “Ya boyoz ne saçmalıyorsun?” diyecekseniz hiç boşuna okumayın. Bu yazı size göre olmayacak.

Herkesin tam anlamıyla içini döktüğü bir arkadaşı vardır. Benim de bu profilden bir arkadaşım var. Adı X olsun. Kendisine tüm düşüncelerimi, hissetiklerimi anlatıyorum. O da kendince cevaplar veriyor. Bu yazı metnini ona atıp ondan cevap almayı bekleyebilirdim. Ancak bu sefer bir cevap duymak istemiyorum. Bu sefer sadece içimi kusmak istiyorum. Dökmek değil, kusmak istiyorum.

Haziran ayından beri aktif olarak çalışıyorum. Haftasonları hariç hiç tatil yapmadım. Haliyle bedenim belirli bir çalışma temposuna çalışmış. Tüm gün çalışınca akşam kendime kalan 2-3 saatte kendi kendime vakit geçirebiliyordum. Bu durum bana hiç koymuyor, hatta insan sesi duymadığım için oldukça da mutlu oluyordum. Ancan şu “çin virüsü” yüzünden ofisim 1 haftalık tatil ilan etti. Normalde yatıp dinleneceğim için çok heyecanlıydım ama uykusuzluk ve sosyal gereksinimler beynimi yerle yeksan etmeye başladı.

Lafı daha fazla gevelemeden direkt mevzuya dalıyorum. Bu kadar çok vaktim varken ve yapmak istediğim çok fazla şey varken bunları yapmak yerine insanlara ihtiyaç duymak midemi bulandırıyor. Okumak istediğim kitaplar, izlemek istediğim filmler, içerisinde kaybolmak istediğim albümler varken ben oturup birileri ile konuşma ihtiyacı hissediyorum. Elim sürekli telefonda. Ya sürekli mesajlaşıyorum ya da sürekli sosyal medyada sayfa yeniliyorum. Ve bu sağlıksız durum bana kafayı yedirmeye başladı. Zaten yaratılış itibariyle depresif ve takıntılıyım. Bir de üstüne bu kadar boş vaktim olunca bir lise öğrencisine döndüm. Yapmam gereken hiçbir şeyi yapamıyorum.  Ve bu sosyal açlık hissi düşüncelerimin önüne geçerek rasyonel karar almamı engelliyor.u

Gün içerisinde önceki senelerde yaptığım gibi bilgisayar oyunu oynuyayım dedim. Yok, o yaşı geçmişiz. Beynimi uyuşturmak istiyorum onu bile beceremiyorum. Alkol almak istiyorum ama kullandığım ilaçlar yüzünden karaciğeri mahvetmek istemiyorum. Bir de uykusuzluk sorunum tekrardan gün yüzüne çıktı. Günde 4-5 saat uyumaya başladım. Haliyle beynime kendisi yemesi için daha fazla zaman tanımaya başladım. Kendi kendime yarattığım bu paradokstan çıkamıyorum.

Bu satırları yazmanın belki bir nebze faydası olur diye düşünmüştüm ama nafile. Son parargafı tamamlayıp boktan hayatıma devam edicem. Bundan 3-4 sene önce ağır asosyelken insanlara ihtiyaç duymuyordum. Şimdi ise onlar olmadan yaşayamıyorum. Ve hayatımın kontrolünün elimden çıkması beni irrite ediyor. Bu noktaya kadar okuyan herkese teşekkürler. Keşke böyle bir hata yapmasaydınız.

“Let everything happen to you
Beauty and terror
Just keep going
No feeling is final”
Rainer Maria Rilke

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: