Netflix’e Sansür, Gelecek ve Yeni Türk Yapımları

By

1 Ağustos 2019 tarihinde, Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmelik kabaca özetlemek gerekirse, RTÜK, artık internet ortamına yayın yapan servislere ve kanallara denetleme yapılabilecek. Elbette RTÜK devreye girdiği andan itibaren doğal olarak sansür bekliyoruz. Cinsel içerikli sahnelerin çıkarılması, sigaranın ve alkolün buğulanması, küfürlerin kesilmesi gibi pek çok sansürün uygulanabilecek olması doğal olarak herkesi kızdırdı. RTÜK’ün özellikle televizyon üzerinde uyguladığı katı yaptırım, genç nesli televizyondan iyice uzaklaştırmıştı. Mesela ben, oturup televizyonda bir Türk yapımı dizi izlemeyeli en az 6-7 sene olmuştur. İnternet üzerinden yayın yapmış olan dizileri tercih ettim doğal olarak.

Aslında bizi bağlayan konulardan biri de televizyondaki içeriklerin kısıtlanması. Yıllar boyunca hep aynı şeylerden bahsedildi. Türk dizileri çok uzun, reklam araları çok fazla, senaryolar dizi uzadığı için saçma, uzun uzun bakışma sahneleri, kalitesiz ve boş yapımlar. Birkaç sene önce de BluTV ile başlayan bu furya (Masum’u örnek vermek en doğrusu olacaktır) PuhuTV ile de devam etmişti. İnternet yayınında özgürce yayın yapabilen bu diziler genç kitlenin çok fazla ilgisini çekmeyi başarmış, hatta epeyce gündemde kalmıştı. Masum ve Fi dizisi aslında bu fitili ateşleyen yapımlardı. Çünkü internet ortamında, RTÜK’ten uzak bir şekilde çok uzatmadan da bazı konuların anlatılabileceğini göstermişlerdi.

Netflix, Türkiye’ye ilk giriş yaptığında şahsen beni çok heyecanlandırmıştı. Çünkü şirket olarak giriş yaptıkları ülkelerde mutlaka Netflix Original adı altında kendi yapımlarını üretiyorlardı. Tabii ki kendileri yapmıyorlar, ülkedeki bir yapım şirketini alıp onlara bu hakkı veriyorlar. Ama bütün dünyaya açılma fırsatını tanımıştı. Bize ilk Netflix dizisi duyurulduğunda epey üzülmüştük. Hakan: Muhafız, Türkiye’de hiç yapılmamış bir türün ilk örneği olmakla birlikte senaryo olarak tam bir hayal kırıklığıydı. Ama olsun, daha yeni yeni girişmiştik bu internet servisine belki daha iyileri gelir diye de içten içe bekliyorduk. Daha sonra Beren Saat’in olacağı bir yapım duyuruldu. Aslında daha en baştan yapım şirketleri o beklentiyi düşürüyordu. Almanya’dan Dark, İspanya’dan La Casa De Papel gibi popüler yapımlar çıkarken biz, kaliteli bir yapımı dünyaya duyuramıyorduk.

Daha sonrasında Ottoman Rising diye bir yapım duyuruldu. Biraz daha sessiz sedasız oldu bu. Özellikle kendi halkımızdaki nedenini anlayamadığım bu tarihi figürlere olan tiksinti, popülerliği kesti sanırım. Sadece 6 bölümden oluşacak ve Osmanlı’nın yükseliş dönemini anlatacak bir yapım olacak. Eğer kostüm ve kıyafet konusunda başarılı olurlarsa ama en çok da pembe dizi kafasından çıkarlarsa artık popüler bir yapım çıkarabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü tarihi bu kadar geniş olan bir millet olarak hikayelerimizin anlatılması gerektiğine inanıyorum.

Aslında sıra sıra, adım adım ilerlediğimiz zaman görüyoruz. Masum ve Fi ile başlayan internet yayıncılığındaki dizilere olan ilgi, yeni kapıları açmıştı. Netflix gibi dünyaca ünlü firmanın buraya gelip kamp kurmasından sonra vasat bir yapımla başladık ama en azından adım attık. Çünkü sokağa çıktığınızda bütün billboardlarda Hakan: Muhafız posterlerini görebiliyordunuz. İşte reklam stratejileri de tam olarak burada etkili olmaya başlamıştı. Atiye isimli Beren Saat dizisi, sonrasında sessiz sedasız çıkışı planlanan Ottoman Rising ile aslında kendi “Netflix Original” içeriklerimiz de ufak ufak oluşmaya başlamıştı. Peki şimdi ne olacak?

Eğer bu sansür ciddi anlamda uygulanırsa elbette televizyondan hiçbir farkı kalmayacak. Gençlerin, bu sansür ve saçma senaryolar yüzünden izlemediği yapımların bir benzerleri internet ortamında olacağı için yeni yayın platformları belki de batacak. Netflix, yayınladığı içeriklere sansür uygulanırsa çok yüksek ihtimalle geri çekilir. Türkiye’de bile azımsanamayacak kadar abonesi olan koca bir şirket, muhtemelen yatırımlarını tamamen geriye çekecek. İyice tekdüze olmuş Türk yapımları tekelleşeceği için asla ve asla beklediği ilgiyi alamayacak. Genç nesil, takip ettiği yapımları izlemek için korsan yollara başvurmaya çalışacak. Ülkede güzel işler üretip, dünyaya kendimizi tanıtma fırsatımız belki de bu olası sansürden sonra tamamen yok olacak. Bu ülkede bulunan inanılmaz yetenekli oyuncular, yönetmenler, yazarlar hiçbir zaman potansiyelini gösteremeyecek. Belki de televizyonun sonu geldiğinde, tekelleşmiş Türk dizisi yapımcıları interneti zengin çocuk fakir kız içerikleriyle doldurmuş olacak.

Tek dileğimiz bu sansürün asla uygulanmaması yönünde. Bu sansür uygulandığında kimse mutlu olmayacak. Kendimizi asla tanıtamayacağız, gösteremeyeceğiz. Dünyanın geri kalanının önyargısını yıkmak için elimizdeki en büyük fırsatlardan birini tepmiş olacağız. En yakın zamanda bu karardan dönülmesi dileğiyle.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: