Fifteen Million Merits ve modern kölelik

By
Merhaba. Black Mirror izleyeli birkaç ay oldu ve her bölümü eşsiz derecede beni etkiledi. Zaten bu yazının da yazıldığı gün itibariyle toplam 13 bölüm yayınlanmış durumda. Black Mirror hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok bilim kurgu, hiciv ve drama konulu, her bölümünde farklı konu işleyen bir dizi. Benim bugün hakkında konuşacağım bölümü ise 1. Sezon 2. Bölümdeki Fifteen Million Merits bölümü. Belki bölüm puanı olarak IMDb’de 8,4 gibi düşük bir puanı var ama bu bölümün mesajının ve eleştirdiği noktaların kötü olduğu anlamına gelmiyor. Yazı zaten spoiler içeren bir yazı olacak eğer endişeleriniz falan varsa okumanızı tavsiye etmiyorum.
Öncelikle bölümün başlarında anlayamadığımız bazı şeyler var. İlk başta gizli tutuluyor. Daha sonra pedal çevirerek puan toplayan bir karakterimiz olduğunu anlıyoruz. Bu ütopyada her şey bu puanlarla işliyor. Pedal çeviriyorsunuz, puan topluyorsunuz. Zaten bu noktada akıllarda bir şey oluşmaya başlıyor. Kölelik. Ama bu sıradan bir kölelik değil. Bu modern bir kölelik. Orada oluşturulmuş sistem sizin puanlarla yaşamanızı zorluyor. Uyumak istiyorsunuz ama uyumadan önce reklamı izlemek zorundasınız. İzlemek istemiyorsanız pedal çevirerek topladığınız o puanları feda etmeniz gerekmekte. Sadece ilk dakikalarından çıkan mesaj bile tüyler ürpertici derecede korkunç. Hangimizin hayatı bu yönde ilerlemiyor ki?
Her sabah düzenli bir şekilde uyanıyoruz, çalışıyorsak işe okuyorsak okula gidiyoruz. Bütün hayatımız para kazanmak üzerine kurulu. Ailelerimiz bizi para kazanmamız için hayata hazırlıyor. Hatta okula bile bu yüzden gidiyoruz. Okula gidiyoruz ki güzel bir meslek sahibi olup ileride rahatça para kazanabilelim. Çoğu insan sabit gelirli bir meslek seçiyor. İstediğin kadar oku, en iyi yeri kazan veya en kral mesleği yap herkes, birine hesap vermek zorunda. Herkesin bir üstü var. Hepimizin hesap vermesi gereken bir yer var. Peki bizim hayatımız paralı kölelik değil mi? Bence öyle. Sabah kalk, işe git, ofisine geç patronunun verdiği işleri saatinde tamamlamaya çalış. Yemek yiyeceğin saat belli. Her türlü aynı parayı kazanmak zorundasın. Uğraşların sonunda zam bekle, aldığın zam rakam olarak az değişsin. Eğer bakman gereken bir ailen varsa haftada 5 gün sabahtan akşama kadar çalışıp kazandığın parayı onların uğruna harca. Çocuklarını büyütmeye çalış, 65 yaşına kadar çalışmazsan emekli paranı alamazsın hayatın boyunca çalışmak zorundasın. Çocukların büyüyecek, onlar da çalışacak onlar da emeklilik yaşını bekleyecek bu döngü böyle ilerleyecek.
Tabii oturduğumuz yerden dünyanın yapısını eleştirmek kolay. Bir şeyi de değiştiremeyeceğiz. Ama eleştirebiliriz. Eleştirerek belki biraz olsun değişikliğe sebep olabiliriz. Hayatın adilliğini tartışmak manasız aslında. Sonuç olarak herkesin geldiği yer farklı. Dünya üzerinde milyarlarca insan var ve siz o milyarlarca insandan yalnızca birisiniz. Belki Hollanda’lı bir ailenin çocuğu olabilirdiniz. Belki de Etiyopya’lı bir ailenin açlık çeken çocuğu. Ama siz, şu an olduğunuz kişisiniz. Ve tek gereken hayatınızı geliştirmek. Çünkü istediğiniz kadar okuyun, başınıza hiç okumamış dünyanın en cahil patronu gelebilir. Çünkü hayatın adaleti bu yöndedir. Beceriksiz, cahil, aptal bir çocuk sırf babasından kaldı diye sizi yönetebilir. Sistem bu yönde çünkü. Adalet de göreceli bir kavram. Kime göre neye göre adalet var?
Dizi üzerinden devam edecek olursak karaktere abisinden o puanların kaldığını öğreniyoruz. Karakterimiz burada bir kıza vuruluyor. Kızın sesi de inanılmaz güzel. Bu oğlan kızın ses yarışmasına katılıp hayatını kurtarmasını istiyor. Kız ilk başta sıcak bakmasa da çocuk bayağı ısrar ediyor. Gerçek hayattaki kızlara para yedirme olayına gönderme var mı emin değilim burada… Tabii şarkı yarışması 12 milyon merit diye çocuk bu kadar rahat fakat kıza bu bileti alırken biletin 15 milyon merit olduğunu fark ediyor. Bu arada o puanı toplamak da aralıksız çalışırsanız aylarca sürüyor. Çocuk kendisinde tamı tamına olan 15 milyon puanı kızı sadece ve sadece seçmeye sokmak için feda ediyor. Kızın seçilememe ihtimali bile var ama bu riski alıyor. Hayallerinize ulaşan yolda harcadığınız paraları düşünün. Belki de binlerce lira harcıyorsunuz. Aylarca çalışıp biriktirdiğiniz ücreti tek seferde sırf bir hayalinizi gerçekleştirmek için harcıyorsunuz ve gerçekleştirememe riski var. Bu çocuk da artık nasıl bir kara sevdaya kapılmışsa bari kız mutlu olsun diye böyle bir şeye kalkışıyor işte. Ve burada yine başka bir mesaj devreye giriyor.
Kız sahneye sesi güzel olduğu için çıkıyor. Kızın hem güzel hem de sesinin güzel olması bu lanet sistemin jürilerinin ağzını sulandırıyor. Kızı kötü emellere alet etmeye çalışıyorlar. Kıza ültimatomu veriyorlar. Ya soyuınursun ya da kölelik yaptığın o acınası hayatına geri dönersin. Burada belki bizim ülkemizde olmayan ama dünya genelinde özellikle ABD’de olan en büyük problemlerden biri dikkat çekiyor. İlgi çekmek ve şöhret olmak için yetişkin film sektörüne adım atan genç kızlar. Özellikle sosyal medyaların yayıldığı bu dönemde öyle yaygın bir hale geldi ki gerçekten rahatsız edici bir durum. İnternete bir defa düşen, hatırlamak istemeyeceğin bir fotoğrafın asla kaybolmayacak. Ebediyen orada kalmaya mahkum. Bunun hakkında çok yazılar yazılıyor, çok belgeseller çekiliyor ailelerin bilinçlenmesi için. Ama yeni yetme 18 yaşını doldurmuş çocuklar kolay para diye bu çirkin yolu seçip hayatlarını batırıyorlar. Sonra bu yoldan dönemeyeceklerini anlayınca intihar ediyorlar.
Dizideki kız karakterimiz iki boktan yol arasında kalıyor. Ya soyunup köleliğe biraz daha lüks devam edecek ya da reddedip pedal çevirmeye devam edecek. Ama kız o verdikleri uyuşturucu tarzı şeyinde etkisi altındayken bunu kabul ediyor. Ve bizim erkek karakter tekrardan başlıyor pedal çevirmeye. Bu defa amaç intikam. Daha kısa bir süre önce sıfırladığı puanlarını tekrardan 15 milyon yapmak için pedal çevirmeye başlıyor. Kızın o hale düşmesi onu inanılmaz bir nefrete sürüklüyor. Gideceği yetenek yarışmasında ne yapacağını bile bilmiyor sadece nefretini kusmak istiyor. En nihayetinde 15 milyon meriti toplamayı başarıyor. Plansız programsız çıktığı jüri karşısında bildiğin racon kesiyor. İntikam duygusuyla çıktığı yolda elinde tuttuğu cam parçasıyla konuşmasına izin vermezlerse intihar edeceğini söylüyor. Konuşmasına izin verince başlıyor içinde bulundukları durumu kötülemeye. Burada bir sisteme başkaldırı görüyoruz işte. İçinde bulundukları sistemi baştan sona eleştiriyor. Ağzına geleni sayıyor.
Ve sürpriz son. Çocuğu pedal çevirenlere şov yaparken buluyoruz. O elindeki cam parçasını boynuna dolayıp yaptığı içten konuşmayı artık sıradan bir iş olarak yapıyor karakterimiz. Sonuç olarak sisteme başkaldırdığı halde sistemin köpeği haline geri dönüyor. Zaten gerçekleşen bu son çok şey düşündürüyor insana. Hayatını asla kontrol eden kişi sen olamayacaksın. Hayatını kontrol etmek istemen önemli değil. Hiçbir şey senin kontrolünde değil ve her zaman sistem seni kontrol edecek. Ve biz buna sonsuza kadar mahkumuz. 
 
 

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: