Bol Spoiler İçeren True Detective Yazısı

By
*bu yazı aşırı spoiler içerir eğer diziyi izlemediyseniz ve izlemek istiyorsanız hiç okumayın*
Uzun zamandır yazmıyordum yazı. Dünkü sezon finalinden sonra bir şeyler yazma ihtiyacı duydum. Bu incelemeden çok kendi düşüncelerimi aktardığım bir yazı olacak.
“The war was lost
The treaty signed
I was not caught
I crossed the line”

 
Geçen yıl Ocak ayında çıktığında ortalığı birbirine katmış bir diziydi True Detective. Kadrosunda Matthew McConaughey ve Woody Harrelson gibi iki “baba” oyuncuyu bulunduruyordu. İlk sezon inanılmaz beğeni toplamıştı hatta Breaking Bad, The Wire diye sayılan en iyi diziler sıralamasına bile girmişti. Aslında haklılardı da. Oyunculuk, atmosfer ve konu bakımından aşırı kaliteliydi.
İlk sezonla ikinci sezonu karşılaştırmayacağım. Çünkü karşılaştırmak doğru olmaz. İlk sezon farklı bir dizi, ikinci sezon farklı bir dizi gibi. Ben de ikinci sezonun çekilmemesi taraftarıydım ilk başta. Fakat ikinci sezon yaklaştıkça umutsuzluğum gitti, kendime geldim. “HBO dizisi lan bu. Adamlar boktan yapım yapmazlar. İlk sezon bu kadar efsaneyken ikinci sezonda kendilerine güveniyorlar demek ki” diye bir düşünceye kapıldım. Aslında yalan yok ikinci sezonun kadrosu ilk açıklandığında biraz tepki göstermiştik. Ama bunlar hep önyargı işte. Önyargımız konuştu, çünkü oyunculuk konusunda da eksiklik hissetmedik.
İlk sezonda biraz daha felsefik bir hava vardı. Rust Cohle karakteri belki de tarihin en etkili karakterlerinden biri. Marty Hart karakteri o kadar da önplanda değildi hatta. İlk sezon daha çok 2 dedektifin cinayet peşinden koşması üzerineydi -bir nevi-. İkinci sezon’un ilk bölümünde herkes garip bir beklenti içindeydi. Acaba efsane ilk sezondan sonra nasıl bir sezon izleyeceğiz? Aslında ilk bölüm o kadar da ümit vermedi. 55 dakikalık bölümün 50. dakikasında falan görmüştük cesedi. İlk 50 dakikada karakterleri ve kişiliklerini tanıtmayı tercih etmişlerdi. Aslında burada bir ipucu vermişler bize.
Bu sezon 2 karakter yerine tam 4 tane ana karakter sundular bize. 1 tanesi mafya olan Frank Semyon -mafya demek daha mantıklı sanırım-, 3 tane de polisimiz var. Ama bu 3 polisimizin de ortak noktaları var çünkü, hepsinin geçmişinde yaşadığı travmalar var. Woodrugh’un orduda yaşadıkları, Bezzerides’in 4 gün boyunca ormanda yaşadıkları ve Velcoro’nun karısına tecavüz eden adamı öldürmesi ve o noktadan sonra hayatının iyice kontrolden çıkması gibi. Velcoro da Semyon’a çalışan kirli bir polis aslında. Bunun farkındalar ve Bezzerides’e Velcoro’yu bitirtmeye çalıştılar.
Sezona genel olarak bakacak olursak Woodrugh ve Semyon aslında bir köprü gibiydi. Bir nevi Bezzerides ve Velcoro’nun üzerine odaklanıldı final bölümünde. Woodrugh o kadar etkili bir karakter olamadı yani. Elmasların peşinden koştu, belgelere falan yardım etti fakat yardım ettiğiyle kaldı. RIP. Ama Semyon biraz daha etkili kaldı aslında Woodrugh’a göre. Çünkü öldürülen Caspere, Semyon’un paralarıyla öldü bir bakıma. Semyon kaybettiği milyon dolarları geri almaya çalıştı şehrin çeşitli çetelerinden ve mafyalarından.
Şöyle bir dönüp baktığımızda ilk 4 bölüm falan çok ağır ilerledi. Zaten son 3 bölümde ana konu yavaş yavaş yoldan çıkmaya başladı. Finalde de ana konu, yan konu gibi kaldı. Diziyi Caspere cinayeti için izleyeceğiz sandık ama öyle olmadı. Final bölümünde hızlı bir şekilde katili öğrendik, katil zaten 10 dakika içinde öldü. Geri kalan 40 dakikada falan da ilk bölümde ince bir işçilikle işledikleri karakterlerin geçmişinden yola çıkarak güzel ama mutsuz bir final yaptılar.
Final, aslında final gibiydi. Ama gösterip vermediler. 52. dakikada falan gülüyordu Bezzerides ve Veolcoro. Aslında bunun kötü bir işaret olduğunu anlamıştım. Çünkü bölümün bitmesine bir 30 dakika daha vardı. Sanki o 30 dakika, ekstra olarak eklenmiş. O 30 dakikayı çıkartsalar, mutlu bir sonla bitirebileceklerdi. Tabii ki en mantıklı final de bu oldu aslında. Çünkü çok büyük şeylere sataştılar, böyle kaçıp gitmek kolay olamazdı.
Velcoro, dayanamayıp çocuğunu görmeye gitmeseydi, Bezzerides ile Venezuela’ya gidip belki de daha güzel bir hayat sürebilirdi. Dizide de bahsettiler zaten Venezuela suçlu iadesi konusunda iyi değil. Buradaki olay aslında Bezzerides ve Velcoro ilişkisi değil. Mutluluktan kastım, kendini temize çıkarabilirdi. Çünkü kirli ve şerefsiz bir polis olarak öldü. Aslında soruşturmada Woodrugh ile en çok Velcoro çalıştı. Belki de çocuğu onu kirli bir polis, kötü bir baba olarak hatırlayacak. Ama öldükten sonra bunu değiştiremez tabi. Kim bilir belki o belgeler işe yaradı da Velcoro’nun adı temize çıktı, bunu bilemeyiz.
Zaten her şeyi yazmaya kalkarsam da bu yazı uzar gider. Sonuç olarak ilk sezonda dizi maksimum 3 koldan ilerlediyse, bu sezonda 8-9 koldan ilerledi. Çok fazla olay örgüsü vardı ki cinayet olayı biraz arkaplanda kaldı. Öyle süper bir cinayet kurgusu yoktu bu sefer. İlk sezon biraz daha felsefik iken bu sezon biraz daha psikolojik görünümdeydi. Zaten introdan da anlaşılıyor. Ama dediğim gibi iki sezonu karşılaştırmak çok yanlış olur bunu doğru bulmuyorum.
Gelelim intro konusuna. Sanırım en tartışılan konu buydu. Hangi sezonun introsu daha iyi?
İlk sezonun introsunu ilk duyduğumuzda mest olmuştuk. İnanılmaz bir introydu. Çoğu insan bu intronun Game of Thrones’un introsunu tokatlayacağını söylüyordu. Aslında öyleydi de. İlk sezonun introsunun havası çok daha farklı.
İkinci sezonun introsunu ise ilk duyduğumuzda beğenmemiştik. Ben de ilk zamanlar beğenmemiştim.  2. bölümde bazı kısımların sözlerinin farklı olduğunu anlayınca burada mesaj olduğunu söyleyenler oldu. Aslında bir nevi bölümün özetini yapıyordu intro. En sonunda zaten intronun sırrını da anladık.
Sonuç olarak bu sezonu beğendim. Ben daha çok cinayet üzerinde duracaklarını düşünmüştüm, ama yanıldım. İkinci sezonun kötü olacağını düşünmüştüm, yine yanıldım. Ama ilk sezonla karşılaştırmıyorum. Intro konusunda ise tercihim hala 1. sezon. İkinci sezonun introsunun sözleri her ne kadar tüm sezonu ciddi anlamda özetlese de -çok iyi düşünülmüş kesinlikle- ilk sezonun introsunun yeri başka.
Bu diziyi herkese önermeyin. Aklı olan izlesin. Aklı olan, zaten izler.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: