Alef: Eksik Bir Dizi Olmak Üzerine (Sezon İncelemesi)

By

Alef…Bu diziye dair bir şeyler yazabilmek için finalinden itibaren iki gün bekledim. Fena başlamayan dizimiz o kadar kötü ilerlemişti ki cuma sabahı aklımda “akşam olsa da finali izleyip diziye bir güzel kaysam” fikri vardı. Final bölümünü tek kelime ile ağzım açık izledim. Bu kadar kötü giden bir dizi için fazla iyi bir final bölümü vardı. Haliyle karmaşık duygular içerisindeydim. Ben de biraz bir iki gün sonra sakin kafayla bir yazı kaleme almanın daha sağlıklı olacağına karar verdim. Yerli ve Milli True Detective: Alef başlıklı yazımda Alef’e giriş yapıp ne iyi ne kötü bir dizi olduğundan ancak düzgün hamleler ile güzel bir dizi olabileceğinden bahsetmiştim. Malesef fazla optimist bir bakış açısı ile kaleme alınmış bir yazıymış. Sonuç kısmında vermem gereken bilgiyi hemen vereyim. Alef zayıf bir dizi. Kötü demiyorum, zayıf diyorum. Sahibi olduğu potansiyeli kötü senaryo ve bayat oyunculuklar ile harcamış bir dizi. Hatta bu unsurlar o kadar ağır basıyor ki diziye dair en iyi şey olan yönetmen ağabeyimiz Emin Alper bile diziyi kurtaramıyor. Gelin aşağıda yavaş yavaş ne demek istediğimi sizlere anlatayım.

Diziye dair ilk rahatsız olduğum şey dizide KADIN OLMAMASI. Size şaka yapmıyorum. Dizideki kadın sayısı 3. Bu 3 kadının ekran süresi toplasan 20 dakika etmez. Polis merkezi etrafında şekillenen bir dizide kadın karakter sayısının az olması bir nebzeye kadar tolere edilebilir, buna itirazım yok. Ama gidip de koskoca diziye 3 kadın koymazsın. Melisa Sözen’i afişe koymayı biliyorsunuz. Kadın zaten diziye 3.bölümde katılıyor. Ondan sonra da Kemal karakterine yancı yapıyorsunuz. Kadının bilgi içermeyen ikili diyaloğu yok. Dizide kadının bir kırılma anı var, kadına yas tutma fırsatı verilmeden kadın hemen Kemal komisere bilgi vermek zorunda. Kadının tek görevi sesli ansiklopedi olması. Ben izlerken çok rahatsız oldum. Herhalde Hatice Aslan’ın final bölümündeki tiradı olmasa dizide kadın karakterlerin olduğunun farkında bile varamayacaktık. Bu beni çok üzdü. Hele ki kendi içinde tarikatlar, eşcinseller ve toplumsal diğer sorunlara karşı mesaj vermeye çalışan bir dizi de bu durumun yaşanması gerçekten çok trajik.

Dizinin ikinci ve belki de en zayıf tarafı senaryosu. Bakın aklınızda güzel bir fikir olabilir. Güzel bir ilerleyiş şeması da çizmiş olabilirsiniz. “A noktasından B noktasına gideriz” mantığı klasik ve güzel bir mantıktır. Kimsenin buna itirazı yok. Ama sen A noktasından beni B noktasına götürürken beni otoban yerine çamurlu yola sokarsan işte orada yolculuğun tadı kaçar. Senarist kafasında gerçekten güzel bir dünya kurmuş. Büyük resim çok güzel gözüküyor. Ama yolculuğa gelince olmuyor, ille o çamurlu yola girilip tekerlekler çamura sokulacak. Lineer çizgide ilerlemek dahi zorken anlamsız o kadar çok karakteri diziye sokuyorlar ki her hafta “bu kimdi lan” demek zorunda oluyorsun. Ve bunu ana dili Türkçe olan bir dizi de yaşıyorsunuz. Bunun ne kadar sağlıksız bir tercih olduğunu anlıyor musunuz? Bunun önüne nasıl geçilebilirdi? Flashback sahneleri eklenerek. Ama yok, bu da tercih edilmemiş. Tüm bunlar üst üste binince kendinizi karışıklıklar denizinde boğulurken buluyorsunuz. Cidden güzel üretilmiş bir ana fikir yanlış tercihler ile nasıl harcanır, işte böyle harcanır.

Dizinin diğer bir zayıf noktası ikili diyaloglar ve oyunculuklar. Bunları ayrı ayrı incelemenin sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Çünkü kötü ikili diyalogların kötü oyunculuklara sebep olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; kağıt üstünde Ahmet Mümtaz Taylan, Kenan İmirzalıoğlu ve Melisa Sözen çok iyi isimler gibi duruyor. Haliyle ortalamanın üstünde oyunculuklar bekliyorsunuz. Koskoca 8 bölüm boyunca final bölümünü saymazsak dizide güzel oyunculuk yoktu. Bütün oyuncular aşırı donuk, karakterlerini benimseyememiş duruyordu. Herkes ilkokul tiyatro oyunu gibi ezberledikleri cümleleri söylüyordu. Bunu figüranlar yapsa eyvallah dersin de koskoca oyuncular yapınca n’oluyor lan oluyorsun. Aynı anda üç büyük oyuncunun da böyle donuk oynaması akıllara acaba yazılan metinde mi sorun var sorusunu kendinize sorduruyor. İşte bu noktada ikili diyaloglar devreye giriyor. Dizideki ikili diyaloglar o kadar yapmacık ve gerçeklikten uzak ki oyuncular dahi bu diyalogları karakterlerine yediremiyorlar. Karaktere işlememiş diyaloglar haliyle biz izleyicilere de sirayet etmiyor ve ortaya donuk bir tablo ortaya çıkıyor. Bir oyuncu kötü olsa eyvallah anlarım da üç tane iyi oyuncunun da kötü olması başka bir sebeple açıklanamaz.

Yukarıdaki parargaflardan da anlayacağınız üzere dizinin en büyük sıkıntısı senaryosu ve sahip olduğu ikili diyalogları. Her iki yazımda da yönetmen Emin Alper’i ne kadar çok sevdiğimi belirtmiştim. Emin Alper’in şu ana kadar yönettiği üç filmi var ve bu üçünün de senaryosunu kendisi yazmıştı. İlk defa kendi yazmadığı bir senaryo ile çalışmak zorunda kalmış. Malesef elindeki kötü metni kendi usta yönetmenliği ile kurtaramamış. Emin Alper hala kendince yarattığı çizgiyi koruyor, ama pasta o kadar kötü ki süsü bile onu lezzetli bir hale getiremiyor. Yönetmen çok güzel renk filtreleri ile çok güzel bir İstanbul yaratmış. Soğuk, puslu ve yalnız. Yapılan tek çekimler, seçilen mekanlar, eskiye dair nüanslar İstanbul’u dizinin taşıması gereken raya sokmuş. Ama metin kötü olunca malesef bu güzel çaba gölgede kalıyor.

Diziye dair inanın güzel bir şey söylemeyi çok istiyorum ama bulamıyorum. Emin Alper’in güzel çabasına rağmen dizi olmamış. Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Blu TV aldırır mı? Bence hayır. Türk dizisi olmasa ve yönetmenini bu kadar sevmesem muhtemelen devam etmezdim. Blu TV’nin idrak etmesi gereken bir şey var. Kendileri şu an Türkiye pazarında iki numarada olabilirler ancak bu piyasaya gelecek senelerde HBO Max ve Disney+ girecek. Halihazırda Netflix ve Amazon Prime’ın olduğu bir ülkede sen daha bugünlerde böyle hatalar yaparsan yarın piyasada zor tutunursun. Ben de isterim bir Türk firması daha güzel yerleri gelsin. Ancak bunu istiyorlarsa doğru kişiler (doğru senaristler) ile çalışılmalı.

Keşke size daha güzel bir yazı sunabilseydim ama malesef olmadı. İnanın bana bu yazıyı cuma akşamı kaleme alsaydım çok daha sert olurdu. Daha güzel içerikler ile daha güzel yazılarda görüşmek üzere. Boyoz out!

 

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

%d blogcu bunu beğendi: